Baş Başa


Baş Başa

Sabahları erken saatlerde yürüyorum. Serin oluyor artık. Havada Eylül’e özgü bir berraklık ve durgunluk var.

Yapraklar sararıp solmaya yüz tuttu. Sabahın sessizliğinde adımlarıma kuru yaprakların hışırtısı eşlik ediyor. İlkbaharda doğduğum için olsa gerek, sonbahar bana hep hüzünlü gelmiştir. Eylül oldu mu üstüme bir yalnızlık çöker. Bu sonbahar biraz daha yalnızız diye düşündüm bu sabah yürürken. Daha çok özlüyoruz sevdiklerimizi. Hasret kaldık bir sıcak sarılmaya, dostlarla bir arada olmaya. Pandemi ve sosyal mesafe milyonlarca insan gibi bizi de gittikçe daha çok yalnızlaştırıyor. Her ne kadar teknoloji sayesinde görüntülü konuşsak da, sanal toplantılarda buluşsak da, aynı yakınlık hissini vermiyor. Güvende ve sağlıklı olma çabamız içinde en doğal ihtiyacımızdan ödün vermek zorunda kaldık.

Son günlerde etrafımda pek çok kişiden aynı yakınmaları duyuyorum. Bu kış zor geçecek. Bari açık havada, iyi kötü, mesafeli görüşüyorduk. Havalar soğuyunca nasıl olacak bu iş? Yıllarca işinden şikayet edenler ofisleri özler oldu. Çatışmalar unutuldu. Herkes iş arkadaşlarına, takım çalışmasına hasret kaldı. Keyifli öğle yemekleri, toplantı aralarında yapılan koridor sohbetleri, iki arada bir derede içilen çaylar, koşuşturmaca içinde soluklanılan kahve araları geçmişte kaldı. Bir zoom toplantısını kapatıp bir diğerini açarken, şirket dedikoduları da havada asılı kaldı. Çalışmanın da tadı kaçtı sanki.

Evet, durum budur. Hoşumuza gitse de gitmese de. Ben de diyorum ki; gelin bunun keyfini çıkaralım. Bu fırsat bir yüz yıl daha gelmez. Sizleri yüz yılın yalnızlığının tadını çıkarmaya davet ediyorum. Nasıl mı? Nasılını Derek Walcott “Aşk Üstüne Aşk” şiirinde pek güzel anlatmış.

"AŞK ÜSTÜNE AŞK

Zaman gelecek.
coşkuyla.
kutlayacaksın kendini varınca
kendi kapına, kendi aynanda.
her biri gülümseyecek ötekinin hoş karşılayışına.

diyeceksin ki, şuraya otur. Ye.
Kendin olan yabancıyı seveceksin yine.
Şarap sun. Ekmek sun. Yüreğini sun
yüreğine, yaşadığın sürece

seni seven yabancıya, başkası için
ihmal ettiğin kendine, seni ezbere bilene.
İndir kitaplığın rafından aşk mektuplarını,

fotoğrafları, umutsuz notları,
soy kendi yansımanı aynadan.
Otur. Yaşamınla bir ziyafet çek kendine."

Derek Walcott. Çeviren : Nezih ONUR

Acaba kaçımız kendimizle baş başa kalmaktan keyif alabiliyoruz? Yalnızlığın tadını doya doya çıkarabiliyoruz? Açık söylemek gerekirse, ben de bir hayli geç öğrenenlerdenim. Kurumsal hayat, çoluk çocuk, okullar, sorumluluklar, yaşam meşguliyetleri derken hayat uzun bir süre buna izin vermedi. Oradan oraya koştururken, hep başkalarını çokça severken, kendimi sevmeye pek de sıra gelemedi. Siz de eğer hayatınızın böyle bir dönemindeyseniz, aklınıza ilk gelen “çok romantik ama benim bunlara ayıracak zamanım yok” demek olacaktır. Durun o kadar acele karar vermeyin. Bu zamanla ilgili bir şey değil. Hem de hiç değil. 

Anladım ki bu sadece bir zihin hali. Farklı bir varoluş şekli. Sadece küçük sessiz bir kahve molası. Camımın kenarındaki kırmızı sardunyalarımla kısacık bir sohbet. Koltuğuma gömülüp güzel bir romanın içinde kendimi kaybetmek. Hafif bir caz müziği eşliğinde, yalnızlığımla hemhal olmak. Çabuk çabuk büyürken dönüp de bakmaya fırsat bulamadıklarım. Maalesef eğitim sistemimiz ve ailelerimiz bize kendimizi nasıl seveceğimizi hiç öğretmiyor. Her gün daha iyi olmaya çabalarken, halihazırda olanı, kendimizi şefkatle kabullenmeyi ihmal ediyoruz. Başkalarının takdiri ve sevgisi peşinde koşarken, bunu her daim bize sunmaya hazır olan kendimizi nedense hep unutuyoruz.

“Yüreğini sun
yüreğine, yaşadığın sürece
seni seven yabancıya, başkası için
ihmal ettiğin kendine, seni ezbere bilene.”

Bizi bekleyen kış ayları muhtemelen soğuk ve ıssız geçecek. Önümüzdeki günlerde, hazır fırsat varken diyorum ki; 

“kutlayacaksın kendini varınca
kendi kapına, kendi aynanda.
her biri gülümseyecek ötekinin hoş karşılayışına.”

Ve biliyorum ki zamanı gelecek. Her şeyin geçtiği gibi bunlar da geçecek.  Yine kavuşacağız uzaklardaki sevdiklerimize. Sıkı sıkı sarılacağız, yine eskiden olduğu gibi. Kucaklaşacağız dostlarımızla. Neşe dolu sofralar, güzel günlerde kalabalık kutlamalar, yeniden tekrar tekrar yaşanacak. Evimizi ve yüreğimizi yeni baştan açacağız değerli misafirlerimize.  

O zamana kadar, derim ki;

“Otur. Yaşamınla bir ziyafet çek kendine.”

Derek Walcott’un bu muhteşem şiirinin orijinalini David White’ın seslendirmesiyle aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz.

David Whyte recites Derek Walcott's "Love After Love"

Client Image 1
Client Image 2
Client Image 3
Client Image 4
Client Image 5
Client Image 5